Oyun Hileleri 26

Delta Force: Task Force Dagger

Oyun sırasında ” ile konsolu açıp aşağıdaki kodları yazın:
Kod Sonuç
ClayburnFallmont Full cephane
StanGable Sınırsız cephane
JeffersonDarcy Mega Hitpoint
AceEvans Görünmezlik
RogerPhilips Bombardıman

Gun

Vahşi Batı. Zamanının en çetin ve yaşanılması en zor yeri. Her gün yüzlerce cinayet, soygun ve türlü türlü suçlar. Herkesin belinde silah olduğu ve herkesin kabadayı kesildiği bir yer Vahşi Batı. Böyle çetin bir yerde yaşamak için çok güçlü olmak gerekiyor. Kovboy kültürünün geliştiği ve Amerikanın zamanında kültür emperyalizminde de kullandığı nam’ı diğer Western olgusu insanlarda hep bir merak uyandırmıştır.

Gun, tamamıyla temeli “Vahşi Batı” üzerine kurulmuş bir aksiyon oyunu. Oyunda Vahşi Batı’da olan her şey mevcut. Silahlar, atlar, bufalolar, apaçiler (kızılderililer), poker turnuvaları, arananlar posterleri ve sayıp sayamayacağımız birçok öğe. Oyunda oynadığımız ana karakter Colton White, iyi bir avcı olan babası Ned tarafından yetiştirilmiş, iyi bir avcı ve silahşor olmuştur. Oyuna ilk başladığımızda kontrollere ve oynanışa alışmamız için yapımcılar bir bölüm hazırlamış. Bu bölüm oyuna ilk başladığımızda bize gerçekten çok yardımcı oluyor. Yavaş yavaş oyunun oynanışı ve kontrolleri hakkında bilgi sahibi oluyoruz.

Oynanışla ilgili gözümüze ilk çarpan şey QuickDraw özelliği. Bu özellik artık her aksiyon, fps oyununda görmeye alıştığımız etrafımızdakilerin yavaşlaması (zamanın yavaşlaması) ve bizim seri bir şekilde çok sayıda düşmanı alt edebilmemize yarayan müthiş buluş. Gun gibi bol vurdulu-kırdılı ve silahların oyunda önemli bir rol aldığı bir oyunda QuickDraw gibi bir özelliğinin olmaması büyük bir eksiklik olurdu. Genelde üçüncü şahıs bakış açısıyla oynadığımız Gun, QuickDraw özelliğiyle klasik Fps kamera açısına geçebiliyoruz.

Oynanışa alıştıktan sonra oyunun ana senaryosuna başlıyoruz. Ana senaryo gerçekten çok iyi düşünülmüş fakat uygulamada çok vasat ve çok kısa tutulduğunu görüyoruz. Colton’nun maceralarında bir sabitlik, bir devamlılık yok. Bir görevde şerife yardımcılık yapan Colton’u hemen ardından gelen görevde asilerle işbirliği yaparken bulabiliyoruz. Görevlerde devamlılık yok. Colton her şeyden birazcık tadıp yoluna devam ediyor. Bir gün apaçilerle savaşırken öteki gün, apaçilere yardım eden bir insan olup çıkıveriyor. Ana senaryonun kısalığı da oyunu katleden özelliklerden birisi. Oyunun alelacele yapılmış ve piyasaya biran önce sürülmek istenmiş gibi bir hali var. Çok daha ayrıntıya inilip çok daha güzel bir iş çıkarılabilirmiş. Ana senaryo’ya renk katması için konulmuş olan ara demolar da pek güzel olmamış. Yan görevleri yapmadan oyunu aldığınız gün bitirmeniz çok aşikar. Oyunun zorluk seviyeleri de ayrı bir eksi. Seçebileceğiniz dört zorluk seviyesinden easy ve normal zorluklarda oynarken oyundan hiçbir zevk almayacağınızı garanti edebilirim. Hard ve Insane zorluk seviyeleri ise iyi bir oyuncuyu az da olsa zorlayacak şekilde tasarlanmış. Yani oyunda zorluk diye bir kavram yok. Çok rahat bir şekilde oynanıp bitirilmek üzere tasarlanmış bir oyun. Bu nedenle çoğu sağlam oyuncu bu oyundan zerre zevk almayacaktır.

Gun’nın yapımcılarından Neversoft’u Tony Hawk serilerinden tanıyoruz. Tony Hawk serilerinin kalitesi bir yana Neversoft Gun’nı azda olsa Tony Hawk oyunlarına benzetmiş. Düşmanlarınızı silahından vurunca ekrana kocaman “Gun Shot” yazısı ya da alnının ortasından vurunca “Head Shot” yazısını görmeniz sizi şaşırtmasın. Zaten silahınızın otomatik olarak düşmana odaklanması ve size sadece fareyle bir sol tık yapmanız yetiyorken, neden çok mükemmel bir iş yapmışız gibi ekrana böyle büyük puntolarla bu yazıların geldiğini anlamak mümkün değil. Sanki bir Tony Hawk oyunu oyuyormuş gibi yaptığımızı her hareket sonrası bu yazıların çıkması Gun için çok büyük bir eksi.Grafikler ise vasatı aşamayan ve ucuz bir oyun için tam oturmuş, modası geçmiş, kötü ve pejmürde. Karşınıza gelen düşmanların bir iki farklı yüzle karşınıza çıkmaları oyunda ilerledikçe insanın sinirlerini bozuyor. Hep aynı kişileri vuruyormuş hissine kapılıyorsunuz. 10-15 ana karakter harici Gun Dünyasında herkes aynı tarz giyinip aynı yüzle dolaşıyor. Atınızla hızla ilerlerken çarptığınız bir kayadan hiçbir şey olmamış gibi devam etmeniz ya da bir nehirden geçerken (ki nehir diz hizasında bile değil) boğuldunuz yazısının çıkması, vaya görevlerde ilerlerken bir yerde ölüp devam ettiğinizde belli bir waypoint’ten başlayıp hakkınızın ve mataranızın (bu mataranın içinde ne varsa bir yudumda hakkınızı tamlıyor) tam dolu olarak başlamanız oyunu hiç de cazip kılmıyor. Benim makinemde 800×600 çözünürlükte ve bütün ayarları tam açarak oynamama rağmen oyundan grafik anlamında pek bir performans alamadım. Benim tavsiyem oyunu orta grafik ayarlarında oynamanız (esasında bu oyunu hiç oynamamanız).

Dragon Ball Z: Budokai Tenkaichi 2

Dragon Ball oyunlarına karşı her zaman hayranlık duymuşumdur. Şimdiye kadar çıkan oyunlarının hangisini bulabildiysem aldım ve oynadım. Aralarından en çok beğendiğim seri de tabiî ki Budokai oldu. Arada bir Super Dragon Ball çıktıysa da, bu oyun sanki hiç mi hiç Dragon Ball havası vermiyordu. Sanki Street Fighter havası veriyordu. Ama bir önceki Budokai Tenkaichi�de böyle miydi? Tabiî ki değildi. Nerden bakarsanız 50 civarında karakter var ve bu karakterlerin her biriyle Dragon Evreninde teker teker, Dragon toplarını bulmak için geziyorduk. Böylece hangi karakterin nasıl bir geçmişi olduğunu öğrenmiş oluyorduk.

Ders

Ayrıca Atari firması herhalde dersine iyi çalışmış olacak ki, bu kez Super Dragon Ball adını devam ettirmeyip; onun yerine Dragon Ball Z: Budokai serisine devam etme kararı almış. Burada demek istediğim Super Dragon Ball tutulmayınca, onlar da geri adım atıp güzel olan oyuna yani, Budokai serisine devam edeceklerini duyurmuşlardı.

Bilen var mı?

Ülkemizde ise bu yapımın adını arkadaşlarıma söylediğimde ise �O ne?� türünde sorularla karşılaşıyorum. Çünkü Dragon Ball oyunu ve çizgi filmleri ülkemizde yeterince iyi tanıtılmadı. Televizyonlarımızda da zaten belli başlı bölümleri verildi. Devamını ise bilen kişi sayısı parmakla sayılır. Çünkü ben de devamını yabancı kanallardan Japonca veya İspanyolca gibi çeşitli dillerde izlemiştim. Yabancı dillerde olmalarına rağmen son bölümüne kadar seyrettim. Neredeyse çoğu filme taş çıkartacak kalitede bir anime bu. Her ne kadar bu çizgi filmin izleyeni az olsa da, ben bu film ve oyun ülkemizde de tutulana kadar her türlü incelemesini yapacağım. Neyse oyunu bu kadar ballandırdıktan sonra sıra geldi oyunun kendisine.

Budokai

Oyunumuzun detaylarına gelince, Dragon Universe adı verilen bir yerde geçiyor. Aslına bakarsanız bu bahsettiğim Dragon Universe sadece oyunumuzun oynanabilir bölümlerinden bir tanesi ama bence yapımın sürekliliğini sağlayan kısmı da burası. Yeni oyunumuzda gözümüze çarpan kısımlardan birisi, yine öncekilere benzer karakter sayısı. Bu kez oynayabileceğimiz karakter sayısı önceki oyunda 50 iken, bu kez 70 civarına çıkarılmış. Tenkaichi 2�nin çeşitliliği karakterlerle sınırlı da değil, ayrıca karakterlerimiz çeşitli formlara giriyorlar. Önceki yapımları oynadıysanız bilirsiniz; mesela Goku ile Super Saiyan 4�e kadar dönüşebiliyorduk ve hatta Vegeta ile birlikte �Fusion� yaparak daha manyak bir karaktere dönüşebiliyoruz. Bu oyunda bunun gibi birçok karakterle dönüşebiliyorsunuz. Tabii onların kendi isimlerinde kendilerine has dönüşümleri var. Daha fazlasını oyunu alıp oynarsanız görün diyorum, başka bir şey demiyorum bu konuda!
Grafikler

Nfs’nin Son Oyunu ( Need For Speed : Pro Street )

EA’nin popüler yarış serisi Need for Speed, hız kesmeden yoluna devam ediyor. Underground 1 ve 2 ile başlayan modifiye çılgınlığı, NFS’yi türünün parıldayan incisi haline getirdi. Most Wanted ve Carbon ile iyiden iyiye emsalleriyle arayı açan NFS, yılsonu Pro Street ile pistlere geri dönüyor.

Caddeler nerede?

Epey bir süredir yarış için özel tasarlanmış pistlerden, kalabalık seyirci topluluklarından uzaktık. Bu özlememize Pro Street son veriyor. Zira artık yarış takvimlerinden hafta sonu yapılacak özel yarışları kollayacağız. Bu yarışların çehresi Fast and Furious tadında olacak. Trafiğe kapalı alanlarda cereyan edecek olan bu karşılaşmalar da, büyük ödüllere boğulacağız ve asıl olarak kariyerimizi de bu yarışlardan zaferle döndükçe geliştireceğiz.

İçerisinde kariyer modu bulunan her NFS’de olduğu gibi Pro Street’te de para kazanmak oldukça önemli. Zira yeni arabaların yanında, önceki NFS’lerden çok daha fazla sayıda bulunacak olan modifiye seçenekleri için, cüzdanlarınızı daima dolu tutmalısınız. Eğer işin görsel yanında haddinden fazla zaman harcıyorsanız, size buz dağının bir de görünmeyen tarafı olduğunu hatırlatalım. Zira performans arttırıcı eklentiler, oyunun en değerli ürünlerini oluşturuyorlar. Pro Street’te asıl olan otomobilinizin nasıl göründüğü değil, hızı!

Hasar da alıyor muymuş?

Neredeyse tüm yarış oyunu fanatiklerinin görmekten ilginç bir keyif aldığı ‘hasar sistemi’ , Pro Street ile yeniden jargonumuza ekleniyor. Ancak aklınızda Forza Motorsports’taki kadar gerçekçi bir sistem canlandırıyorsanız, tek kelimeyle bu fikrinizi ‘unutun’. NFS serisinin arcade ruhuna gölge düşürmeyecek şekilde geliştirilen hasar sistemi, yüksek hızla çarpmalarda bile ufak hasarlar verecek; bu da genellikle kaportanın çizilmesi, yamulması, göçmesi şeklinde olacak. Yani ağır hasarla yarışı terk etmek zorunda kalma gibi bir durum söz konusu değil. Performansa etki mi? Maalesef Need for Speed: Pro Street için bundan bahsedemiyoruz. Otomobilinizde oluşan hasarlar sadece görsel detaylardan ibaretler.

‘NFS serisinin son yıllarda kendini tekrar etmeye başladığı’, fan’lar arasında çokça dolaşan bir diyalog. EA oluşan bu kötü yakıştırmayı tamamen bertaraf etmek için serinin en yeni halkasını, yani Pro Street’i çizgisellikten kurtarmak için bir takım değişikliklere gidiyor. Hafta sonu yarışları, oyuna eklenen yeni yarış modları (örn: Grip) ve oynanışa bir katkısı olmayan hasar sistemi ile EA, bu gayesine ulaşmaya çalışıyor. Yılsonunda bunu ne kadar başarabildiklerinin şahidi olacağız. Şimdilik, ekran görüntüleri ve ortalıkta dolaşan birkaç bilgiden başka materyalimiz yok. İlgiyle bekliyoruz…

Resimler :


Harry Potter And The Order Of The Phoenix

Öncelikle oyun, ilk üç oyunun aksine, aynı Goblet of Fire(Ateş Kadehi)’ın oyunu gibi tamamen filmin üzerine kurulmuş. Şahsen filmlerinden haz etmesem de kitapların bir fanı olduğumu söyleyebilirim, ki ilk üç oyunu tamamen kitabın atmosferini içerdiği için çok seven birisi olarak “filmin oyunu”nu oynamak biraz hayal kırıklığına uğratmadı değil. Ama hiç değilse Goblet of Fire gibi bir felaketle karşı karşıya değiliz.

Oyunumuz, 10 Ağustos itibariyle ülkemizde de vizyona girecek olan Order of the Phoenix (Zümrüdüanka Yoldaşlığı) filmini konu alıyor. Bir önceki sene, karanlık büyücü Lord Voldemort’un elinden zor kurtulmuş olan Harry Potter’ın Dementor (Ruh Emici)’lar tarafından saldırıya uğramasıyla başlıyor oyun. Ardından hikayede ne olup bittiğini anlayamadan koca bir sıçrama yapıp kendimizi Grimmauld Meydanı 12 Numaralı evde, yani Order of the Phoenix’in karargahında buluyoruz. Ki bu noktada oyunun hikayesiyle ilgili ciddi kaygılar duymaya da başlıyoruz aynı zamanda. Eğer kitapları okumadıysanız ya da filmi izlemediyseniz oyunun hikayesinden hiçbir şey anlamanız mümkün değil. Her şey o kadar hızlı olup bitiyor ve detaysız işleniyor ki, olaylar adeta birbirine giriyor. Bir bakıyorsunuz Dementor saldırısına uğramışsınız, birileri bir duruşmadan bahsediyor ama siz Grimmauld Meydanı’nda Sirius’un evinde büyü yaparak etrafı topluyorsunuz sonra hop diye kendinizi büyücülük okulu Hogwarts’ta buluyorsunuz ve Hermione ile Ron size duruşmadan aklandığınızı söylüyor. Maalesef Hikayeyi çok daha düzenli ve detaylı anlatabilirlerdi, ki ilk üç oyuna bakınca orada daha derli toplu ve anlaşılır şekilde anlatıldığını görüyoruz.

Hogwarts’a ayak basmadan önceki bölümler oyuna alışma havasında geçiyor, bu sırada büyü yapmayı ve kontrolleri öğreniyoruz. Büyü yapma sistemi önceki oyunlardan tamamen farklı ve yeni bir sistem geliştirilmiş. Farenizin sol tuşuna basılı tutup yaptığınız hareketler (sol tuşa basıp saat yönüne doğru bir daire çizmek, sol tuşa basıp fareyi sağa sola çekmek gibi) genel büyülerinizi tetikliyor. (Bir nesneyi havalandırmak, ittirmek yada kendinize doğru çekmek gibi.) Sağ tuşa basarak yaptığınız hareketler ise kısıtlı sayıdaki düello sahnelerinde kullanılıyor. (Rakibi sersemletmek, silahsız bırakmak gibi.) Teoride gerçekten orijinal ve güzel olan bu sistem, oyun içinde saçmalayan kontroller yüzünden maalesef çuvallıyor. Oyunun hikaye anlatımından bile kötü olan şey kesinlikle oyunun kontrolleri. Tam anlamıyla oynayana işkence çektirmek için tasarlanmış kontrol sisteminde, basitçe bir nesneyi hedefleyip ona büyü yapabilmek için 10 dakika uğraşmak işten değil. Normalde bir nesneye büyü yapmak istediğinizde sol tuşa basılı tutup fareyi nesneye doğrultup gerekli büyü hareketini yapmanız lazım. Ama oyunun berbat hedefleme sistemi yüzünden tam önünüzde duran meşaleyi bir türlü hedefleyemeyip Incendio büyüsünü yapamadığınızda ne demek istediğimi anlayacaksınız. (Oyuna bakılırsa ok tuşları da hedeflemede bize yardım edebiliyor ama onlar da ayrı saçmalıyor, o yüzden hiç değinmiyorum.) Kontrollerde başarısız olan sadece hedefleme sistemi de değil tabi ki. Oyun nispeten az sayıda tuşla oynanıyor, ancak bu az sayıdaki tuş da işlevlerini doğru düzgün yerine getiremediği için oyunun kontrollerine alışana kadar (alışabilirseniz tabi) ya da gözünüzü yumana kadar işkence çekiyorsunuz. Koşmak için Shift tuşuna basılı tutmanız lazım ama karakteriniz bazen anlamsızca siz Shift’e basılı tuttuğunuz halde yürümeyi tercih edebiliyor, ya da siz yukarı doğru giderken değişen bir kamera açısıyla karakteriniz birden geriye dönüp koşmaya başlayabiliyor vs… Amma kötüledin oyunu, hiç mi iyi yanı yok derseniz, bu saydıklarım dışında oyunun eğlenceli olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Hogwarts’ın gerçekten büyük ve detaylı olduğunu da düşünürsek (gerçi kitaplardaki Hogwarts’ı filmdekine tercih etsem de) okulun o büyülü atmosferini solumak gerçekten eğlenceli. Bulunacak ve çözülecek bir çok sırı barındıran okulda gezerken her yere dikkat etmelisiniz. Çünkü öylece duran duvar ya da yer halılarından yada sönmüş meşalelerden bile keşif puanı kazanabiliyorsunuz.

Peki nedir keşif puanı? Eski oyunlarda toplayabildiğimiz kadar renkli fasülyeleri toplar, topladığımız oranda da ödüller kazanırdık. Bu renkli fasülyelerin yerini artık keşif puanları almış durumda. Herhangi bir şey keşfettiğinizde (Bu keşfettiğiniz şey bir duvar halısının arkasındaki heykel olabilir, tamir edilmiş bir vazo olabilir vs) keşfettiğiniz şeye bağlı olarak belli bir oranda keşif puanı kazanıyorsunuz. Ne kadar çok keşif puanı kazanırsanız büyüleriniz de seviye atlayarak o kadar güçlü oluyorlar (ben bir fark göremedim gerçi) ve aynı zamanda “Room of Rewards” adlı odada bulunan ödülleri ve oyunun yapım aşamalarıyla ilgili videoları açabiliyoruz.

Hogwars çeşitli binalara mensup (Gryffindor, Slytherin, Ravenclaw ve Hufflepuff) öğrencilere ev sahipliği yaptığından ve bu oyuna gayet iyi yansıtıldığından dolayı o büyülü hava gayet iyi kotarılmış. Slytherin’li öğrencilerin yanınızdan geçerken size sürekli laf atmaları, diğer binalardaki öğrencilerin ise çeşitli dostça tavırları gerçekten hoş olmuş ve sizi atmosferin içine çekmeyi başarıyorlar.

Oyunda yaptığımız şeyler sadece keşiflerle sınırlı değil tabi ki. Sihir Bakanlığı görevlisi ve Defense Against Dark Arts (Karanlık Sanatlara Karşı Savunma) öğretmeni Dolores Umbridge’e karşı savaşmak ve Dumbledore’s Army adındaki karşıt grubu oluşturmak, onları eğitmek de oyunda yapacaklarımız arasında. Dumbledore’s Army oyunda ciddi bir yer kaplıyor. İlk önce Marauder’s Map’tan (Çapulcu Haritası) yerlerine baktığımız gruba katılmaya hevesli öğrencileri bulup onlar adına ufak görevler yerine getiriyoruz. Fotoğraf makinesini Slytherin’li öğrencilere kaptırmış olan Colin’in fotoğraf makinesini geri almak yada Cho’nun baykuşunu yakalayıp mektup yollamasına yardımcı olmak gibi çeşitli bir çok görev var. Bu görevlerin oyuna çeşitlilik kattığını ve eğlenceli olduklarını söyleyebilirim. Tek kötü yanları (kontrolleri saymazsak) neredeyse her görev için okulun diğer ucuna git-gel yapmak zorunda oluşumuz. Ama gözünüzü açık tutup keşif puanlarını kollayın demiştik değil mi? Yol üstündeki mini oyunlara da takılabilme şansınız var üstelik.

Mini oyunlar oyunun en keyifli yanlarından biri. Wizard’s Chess(Büyücü Satrancı), Gobstones (Tüküren Bilye) ve Exploding Snap (Patlamalı Pişti) gibi basit ama keyifli oyunlar vakit geçirmek için birebir. Büyücü Satrancının normal satrançtan farkı yok, taşların hareket edip birbirlerini parçalaması dışında tabi. Tüküren Bilye de amaç kendi bilyenizin ortadaki bilyeye en yakın bilye olmasını sağlamak. Patlamalı Pişti de ise, kartlar patlamadan önce eşlerini bulmaya çalışıyoruz. Eğer kontrollerden dolayı çıldıracak gibi olursanız mini oyunlara göz atıp sakinleşmeye çalışın derim.

Dumbledore’s Army’ye yeterli üye bulduktan sonra ise Room of Requirement (İhtiyaç Odası) isimli odada onlara saldırı ve savunma üzerine yeni büyüler öğretiyoruz(ve de öğreniyoruz.). Burada genelde yeni öğrenilen büyüyü üç kere başarıyla uyguladığınızda bir sonraki büyüye geçebiliyorsunuz.

Dumbledore’s Army kurulduktan sonra ve Dolores Umbridge okul müdüreliğine geldikten sonra ise amacımız Umbridge’in işlerini sabote etmek haline geliyor. Okulun her yerine yapay bataklıklar yerleştirmek, Umbridge’in anonslarını iksirler kullanarak sabote etmek gibi eğlenceli görevler yerine getiriyoruz bu kısımda. Umbridge’in ne kadar sinir bozucu bir karakter olduğunu gördükten sonra bu kısımları zevkle yerine getireceğinizi düşünüyorum. (Ayrıca Umbridge’in iksirle bozulmuş anonslarının da oldukça eğlenceli olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.)

Okul içinde oradan oraya koşarken en büyük yardımcınız Marauder’s Map olacak. Tab tuşuna basarak açabileceğiniz bu haritada okulun herhangi bir yerini yada kişisini seçerek ona giden en kestirme yolu hayali ayak izlerini izleyerek bulabilirsiniz. Gerçekten kullanışlı ve eğer birinin nerede olduğunu bilmiyorsanız sizi büyük zahmetten kurtarıyor.

Hogwarts büyücülük okulu değil miydi, ders yok mu hiç dediğinizi duyar gibiyim. Dersler ve geçilmesi gereken sınavlar da oyunun bir diğer parçası. Görebileceğiniz toplam 4 adet ders var(ki bence çok az bu sayı). Bu dersler; Transfiguration (Biçim Değiştirme), Potions (İksir), Charms (Muska) ve Herbalogy (Bitki Bilim). Bu derslerle ilgili sınavlara girmeden önce her dersin öğretmeni bize ufak görevler veriyor. (Genelde araştırmamız gereken bir konu oluyor bu ve gerekli kitabı bularak o konuda bir ödev hazırlamamızı istiyorlar.) Ödevi getirdiğiniz zaman ise asanızı (farenizi) hızlı kullanmanız gereken bir dizi büyü yapmanızı istiyorlar kısıtlı zaman içerisinde. Burada alabileceğiniz en yüksek not O, yani Outsanding (Olağanüstü). Deneme sınırı olmadığı için eğer başaramazsanız istediğiniz kadar deneme şansınız var. Peki bu derslerin bize ne katkısı var derseniz, tüm derslerden O alırsanız Room of Rewards da bir kupa ödülü açabiliyorsunuz. Ama bunun dışında bir katkısı yok, hatta hiçbir dersle uğraşmadan da oyunu bitirebilirsiniz rahatlıkla.

Bu saydıklarımız dışında bir de oyunun sonunda Sihir Bakanlığı’nda geçen bölümler var tabi. Oyun genelde adventure tadında geçerken neredeyse doğru düzgün yaşayabileceğimiz tek aksiyon sahneleri burada. (Hogwarts’ta da birkaç aksiyon sahnesi var ama zaten tam ısınmaya başladığınız sırada sona eriyorlar.) Ha, tabi ki isterseniz okulda da sağ tuşa basılı tutarak istediğiniz öğrenciye saldırı büyüleri yollayabilirsiniz ama ben şu ana kadar karşılık verenini görmedim. (Slytherin’liler üzerinde denemek lazım.) Sihir Bakanlığı’nda bölümün çoğunluğu sinematik olarak geçse de ilk aksiyon sahnesinde Sirius Black (Harry’nin vaftiz babası) olarak oynuyoruz. Lucius Malfoy ve Bellatrix Lestrange’e karşı aynı anda yaptığımız düellodan sonra ise kontrol Dumbledore’a geçiyor ve bu sefer Voldemort’un ta kendisiyle düello yapıyoruz. Dumbledore olarak oynarken zaten tek bir hedefiniz olduğu için önünüzde hedefleme pek de sorun olmuyor, rahatça oynayabiliyorsunuz neyse ki.

Oyunun genel içeriğine yeterince değindik sanırım. Teknik detaylara gelecek olursak…

Grafikler çok muhteşem olmasa da gayet yeterli. Filmdeki karakterlerin suratları birebir taranarak oyuna aktarılmış. Hogwarts’ın arkaplanındaki dağlar ve Hogwarts gayet detaylı ve güzel yapılmış. Her ne kadar ben filmlerde ve son iki oyunda öğrencilerin cüppe yerine gömlek-pantolon-yelek üçlüsüyle takılmalarına sinir olsam da bu giysilerin ve karakterlerin animasyonları da hiç fena değil. Merdivenlerden çıkarken yada inerken karakterlerin merdivenlerin kenarına tutunmaları yada çok ani bir şekilde bir boşluğa adım attıklarında dengelerini sağlamaya çalışmaları gibi karakter animasyonları gayet güzel yapılmış ve göze batmıyor.

Seslere bakacak olursak üzerinde gerçekten uğraş verildiği belli oluyor. Filmden birçok oyuncuyu bir araya toplayıp oyundaki karakterlerine de ses verdirtmeyi başarmış EA. Karakterlerin konuşmaları, söyledikleri gayet güzel düşünülmüş ve eğlenceli olmuş. Okuldaki öğrencilerin yanından geçerken attıkları laflar gerçekten atmosfere büyük katkı sağlıyor. Müzikler de filmin müzikleri ağırlıklı olsa da, önceki Harry Potter oyunlarının bazı müziklerinin yeniden yapılmış hallerini duymak hoş olmuş açıkçası.

Anlattıklarımızı kısaca toparlayacak olursak, acınası kontrollerine tahammül edebilecekseniz eğlendirebilecek bir oyun Order of the Phoenix. Keşke filmi temel almak yerine kitabı temel alıp kontrollerini de düzgün yapsalarmış demekten kendimi alamıyorum. Ancak yinede sıkı bir Harry Potter hayranıysanız ve Hogwarts’ın büyülü atmosferine kapılmak istiyorsanız bir göz atmanız yerinde olacaktır. Hele ki benim gibi yedinci kitabı bitirip de serinin bitmesine üzülüyorsanız, Hogwarts’a tekrar bir ziyaret sizi kendinize getirecektir

<<<<<<<<SiStEm gErEkSiNiMlErİ>>>>>>>>

Windows 98/ME/2000/XP/VISTA, Mac OS,
933 Mhz İşlemci,
265 MB RAM
64 MB+ NVIDIA GeForce 3+ ya da ATI Radeon 8500+
4.0, GB HDD Alanı

Impossible Creatures

Oyun sırasında [Esc] tuşunun altındaki [”] (veya [é] veya [~]) tuşuna basın ve aşağıdaki kodları yazın:

Kod Sonuç
cheat_coal(9999) Coal verir
cheat_electricity(9999) Electricity verir
cheat_buildings Bina verir

NBA live 06 hileleri

Adidas A3 Garnett 3 ayakkabı.
DRI239CZ49 kodunu girin.

S. Carter 3 ayakkabı.
JZ3CARTVY kodunu girin.

Tüm Jordan ayakkabıları.
23ALLDAY kodunu girin.

T-Mac siyah ayakkabı.
258SHQW95B kodunu girin.

T-Mac 5 beyaz ayakkabı.
HGS83KP234P kodunu girin.

Boston Celtics üniforması.
193KSHU88J kodunu girin.

Cleveland Cavaliers üniforması.
9922NVDKVT kodunu girin.

Denver Nuggets üniforması.
XWETJK72FC kodunu girin.

Detroit Pistons kırmızı üniforma.
JANTWIKBS6 kodunu girin.

Indiana Pacers 2005-2006 üniforma.
PSDF90PPJN kodunu girin.

Indiana Pacers 2005-2006 üniforma.
SDF786WSHW kodunu girin.

Sacramento Kings 2005-2006 üniforma.
654NNBFDWA kodunu girin

====Nfs Most Wanted Crack Sorununa Çözüm====

Deamon Tools v.4 kullananlar Deamon Tools’ u indirmesin. Diğer Dosyayı indirsin yeter. Ama versiyonu 4 den eski olanlar 4′ ü indirsin ve kursun. Daha sonra ikinci link vereceğim dosyayı çalıştırıp bekleyin. NFS:MW Disc 1 ‘ i Mount edin ve SD(Safedisc) programından “Hide” Butonuna Tıklayın ve Programı “X” den kapatın. Şimdi oyunu Autorun’ dan Play edin Çalışması lazım… Çünkü ben bu şekilde kullanıyorum…
Deamon Tools v.4
http://cdmediaworld.com/cgi-bin/dl.cgi?f=daemon400!exe
Safedisc Hider 4
http://cdmediaworld.com/cgi-bin/dl.c…d4hide-skl!zip

Age Of Empires 3 [1.06]

Age Of Empires 3 için 1.06 yaması

http://aom.zone.com/aoe3-106-english.exe

Pes6 Türkçe Spiker

programfiles/konami/pes6/dat ın içine atın…

http://rapidshare.com/files/14655283…sound.rar.html

~ tarafından tamoyunindir Şubat 20, 2008.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: